
Salgının (Covid-19) İşyeri Kira Sözleşmelerine Etkisi: Hukuki Çözüm Yolları ve Hakkaniyetli Yaklaşımlar
Yazar
Av. Dr. Atakan Adem Selanik
Giriş
Dünya genelinde yaşamın her alanını derinden etkileyen Covid-19 salgını, ekonomik ve sosyal yapıları ciddi ölçüde değiştirmiştir. Bu değişimler doğal olarak hukuk dünyasına da yansımış, özellikle işyeri kira sözleşmelerinde taraflar arasında önemli uyuşmazlıkların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Sivil toplum kuruluşları olarak, bu zorlu süreçte toplumsal dayanışmayı ve hakkaniyeti desteklemenin önemine inanıyoruz. Bu makale, salgının işyeri kira sözleşmelerine etkilerini Türk Borçlar Kanunu (TBK) çerçevesinde değerlendirerek, çözüm yollarına ışık tutmayı amaçlamaktadır. Amacımız, hem kiraya verenlerin hem de kiracıların bu süreçte karşılaşabileceği hukuki sorunlara dair anlaşılır ve bilgilendirici bir rehber sunmaktır. Hukuk, kriz anlarında dahi adil ve dengeli çözümler sunma kapasitesine sahiptir. Bizler de bu anlayışla, müvekkillerimiz ve tüm faydalanıcılarımız için yol gösterici olmayı hedefliyoruz.
I. Kira Sözleşmelerinin Temel Nitelikleri ve İşyeri Kiralamalarının Özelliği
A. Kira Sözleşmesinin Genel Yapısı
Kira sözleşmeleri, Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenen ve her iki tarafa karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerdir. Kiraya veren, kiralananı sözleşmede belirtilen amaca uygun olarak teslim etmek ve kira süresi boyunca kullanıma elverişli durumda bulundurmakla yükümlüdür. Kiracı ise, bu kullanıma karşılık kira bedelini ödeme borcu altındadır. Bu sözleşmeler, rızaya dayalı, süreli ve ivazlı olup, taraflar arasındaki sürekli bir edim ilişkisini içerir. Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı, bu ilişkilerde hakların kullanılırken ve borçların yerine getirilirken esas alınması gereken temel ilkedir.
B. İşyeri Kiralamalarında Ticari Menfaat
İşyeri kiralamaları, konut kiralamalarından farklı olarak, bir ticari faaliyetin yürütülmesi ve kazanç elde edilmesi amacı taşır. Bu durum, sözleşmenin sadece barınma ihtiyacını değil, aynı zamanda istihdam, mal ve hizmet üretimi gibi toplumsal işlevleri de içerdiğini göstermektedir. Bir işyerinin faaliyeti, sadece işletme sahibini değil, çalışanlarını, onların ailelerini ve dolayısıyla toplumun genelini etkiler. Bu sebeple, işyeri kiralamalarından doğan uyuşmazlıkların çözümünde, ekonomik ve sosyal etkilerin göz önünde bulundurulması, hakkaniyetli bir yaklaşımın önemli bir parçasıdır.
II. Covid-19 Salgınının Hukuki Etkileri: Ayıp ve İmkânsızlık Hükümleri
A. Mücbir Sebep ve Beklenmeyen Hal Kavramları
Covid-19 salgını, hukuk dünyasında sıklıkla mücbir sebep veya beklenmeyen hal kavramları kapsamında değerlendirilmiştir. Mücbir sebep, tarafların iradesi dışında gelişen, öngörülemeyen ve engellenemeyen olayları ifade eder. Salgının yayılma hızı, küresel etkisi ve beraberinde getirdiği idari kararlar (kapatmalar, sokağa çıkma yasakları vb.) dikkate alındığında, Covid-19'un genel olarak bir mücbir sebep niteliği taşıdığı kabul edilebilir. Ancak, tacirlerin basiretli iş adamı gibi hareket etme yükümlülüğü gereği, olağan ekonomik dalgalanmaları öngörmeleri beklenirken, salgının bu denli derin ve geniş kapsamlı etkilerini önceden tahmin etmek çoğu zaman mümkün değildir. Bu durum, basiretli tacir ilkesinin salgın bağlamında esneklik gösterilmesi gerektiğini işaret eder.
B. İşyeri Kiralamalarında Ayıp Hükümleri
1. Ayıp Kavramı ve Türleri
Kira sözleşmelerinde ayıp, kiralanan yerin sözleşmeyle amaçlanan kullanıma uygun olmaması veya bu kullanımı önemli ölçüde engellemesi durumunu ifade eder. Salgın döneminde ortaya çıkan durumlar, çeşitli ayıp türleri altında değerlendirilebilir:
Hukuki Ayıp: İşyerlerinin idari kararlarla geçici veya süreli olarak kapatılması, kiralananın sözleşmede belirtilen amaca uygun kullanımını hukuken imkânsız hale getirir. Bu durum, hukuki ayıp olarak kabul edilebilir.
Ekonomik Ayıp: Özellikle alışveriş merkezlerinde veya yüksek ticari potansiyelli bölgelerdeki işyerlerinde, müşteri akışının salgın nedeniyle önemli ölçüde azalması, kiracının beklediği kazancı elde etmesini engeller. Bu, ticari menfaatin sekteye uğraması nedeniyle ekonomik ayıp olarak değerlendirilebilir.
Maddi Ayıp: Salgın riskini azaltmaya yönelik havalandırma sistemleri gibi fiziksel altyapı eksiklikleri, kiralananın güvenli ve sağlıklı bir kullanım sunmamasına yol açabilir. Bu tür eksiklikler maddi ayıp kapsamına girer.
Kiraya verenin ayıptan sorumluluğu, kusuruna bağlı olmaksızın, kiralananın sözleşmeye uygun olmaması durumunda ortaya çıkar.
2. Kiracının Ayıptan Doğan Hakları
Kiracının ayıptan kaynaklanan bazı hakları bulunmaktadır:
Kira Bedelinden İndirim Talebi: Kiralananın kullanımının ayıplı olması nedeniyle kiracı, ayıp oranında kira bedelinden indirim talep edebilir (TBK m. 301-307). İdari kapatma kararlarının, kiralananın kullanımını doğrudan engellediği durumlarda, kira bedelinden indirim talep edilmesi hakkaniyet gereğidir.
Ayıbın Giderilmesini Talep Etme: Kiraya verenin, kiralananın kullanıma elverişli hale getirilmesi için gerekli tedbirleri almasını talep etme hakkı vardır (örneğin, havalandırma sistemlerinin iyileştirilmesi).
Sözleşmenin Feshi: Ayıp önemli derecede ise ve kiraya veren tarafından uygun sürede giderilmezse, kiracı sözleşmeyi feshedebilir. Ancak bu hak, salgının geçici niteliği ve sözleşmenin devamlılığı ilkesi çerçevesinde dikkatle değerlendirilmelidir.
Zararın Tazmini: Kiraya verenin kusuru olması halinde, kiracının ayıptan doğan zararının tazminini talep etme hakkı da mevcuttur. Ancak salgın kaynaklı idari kararlar söz konusu olduğunda kiraya verenin kusuru genellikle aranmaz.
Kiracının, ayıp oranında kira bedeli ödememe veya fazladan ödenen bedelin iadesini talep etme hakkı, dürüstlük kuralı çerçevesinde değerlendirilmelidir. Ancak, temerrüde düşmemek adına, kiracının kiraya verene durumu yazılı olarak bildirmesi ve bir anlaşmaya varılamaması halinde yasal yollara başvurması tavsiye edilir.
C. İmkânsızlık Hükümleri
1. Tam ve Kısmi İmkânsızlık
Borcun ifasının fiziksel veya hukuki bir engelle tamamen veya kısmen ortadan kalkması durumuna imkânsızlık denir (TBK m. 136-137). Salgın nedeniyle alınan idari kapatma kararları, işyerlerinin kullanımını tamamen veya kısmen imkânsız hale getirebilir.
Tam İmkânsızlık: İşyerinin tamamen kapatılması ve hiçbir şekilde kullanılamaması halinde kira borcu işlemeyecektir. Peşin ödenmiş kira bedellerinin bu döneme tekabül eden kısmının iadesi talep edilebilir.
Kısmi İmkânsızlık: İşyerinin belirli saatlerde veya kısıtlı kapasiteyle çalışmasına izin verilmesi durumunda, kiralananın kullanımında kısmi imkânsızlık söz konusu olur. Bu durumda, yararlanılamayan kısım oranında kira bedelinden indirim yapılması gerekir.
İmkânsızlık durumunda kiraya verenin kusuru aranmaz. Önemli olan, kiralanandan beklenen menfaatin elde edilememesidir. Türk hukukunda ve tarihi süreçte (Roma Hukuku, Mecelle), menfaatin kesildiği oranda ücret borcunun sona ermesi ilkesi benimsenmiştir.
III. Aşırı İfa Güçlüğü ve Sözleşmenin Uyarlanması
A. Pacta Sunt Servanda ve Clausula Rebus Sic Stantibus Dengesi
Hukukta temel ilke, sözleşmeye bağlılık prensibi olan “pacta sunt servanda”dır. Ancak, öngörülemeyen olağanüstü durumlar nedeniyle sözleşmenin ilk kurulduğu anki denge önemli ölçüde bozulursa, “clausula rebus sic stantibus” ilkesi devreye girer. Bu ilke, değişen koşullara uyarlanmayı veya sözleşmenin feshini gündeme getirir. Covid-19 salgını, birçok işyeri kira sözleşmesinde edimler arası dengenin aşırı derecede bozulmasına yol açmıştır.
B. Uyarlama Şartları ve Süreci
Türk Borçlar Kanunu’nun 138. maddesi (Aşırı İfa Güçlüğü), sözleşmenin değişen koşullara uyarlanmasına imkan tanır. Uyarlama talep edebilmek için belirli şartların bir arada bulunması gerekir:
Sözleşmenin yapıldığı sırada öngörülemeyen ve öngörülmesi beklenmeyen olağanüstü bir durumun ortaya çıkması (Covid-19 salgını).
Bu durumun, borçlunun edimini ifasını kendisi için aşırı güçleştirmesi.
Durumun borçlunun kusurundan kaynaklanmaması.
Borçlunun borcunu henüz ifa etmemiş veya ifayı aşırı ifa güçlüğüne düşmek kaydıyla ifa etmiş olması.
Bu şartların varlığı halinde, hâkim dürüstlük kuralı çerçevesinde sözleşmeyi yeni koşullara uyarlayabilir veya uyarlama mümkün değilse sözleşmeyi feshedebilir. İşyeri faaliyetlerinin sürdürülebilirliği göz önüne alındığında, uyarlama genellikle feshe tercih edilen bir çözüm yoludur.
C. Akde Tahammül Süresi
Yargıtay içtihatlarında yer bulan “akde tahammül süresi” kavramı, geçici imkânsızlık veya aşırı ifa güçlüğü durumlarında tarafların sözleşmeye bağlı kalma süresini ifade eder. Salgının etkilerinin geçici olması beklentisiyle, tarafların bir süre daha sözleşmeye tahammül etmesi ve bu süre içinde çözüm yolları araması önemlidir. Bu süre, her somut olayın özelliğine göre hâkim tarafından belirlenir ve hakkaniyet ilkesi doğrultusunda yorumlanır.
Sonuç
Covid-19 salgınının işyeri kira sözleşmeleri üzerindeki etkileri, Türk Hukuku’nda yer alan ayıp, imkânsızlık ve aşırı ifa güçlüğü hükümlerinin titizlikle uygulanmasını gerektiren karmaşık bir alandır. Sivil toplum kuruluşları olarak, bu süreçte toplumsal adaletin ve dayanışmanın sağlanması için hukuki çözümlerin anlaşılır bir dille topluma aktarılmasının önemine inanıyoruz. Her bir vaka, kendi özel koşulları içinde değerlendirilmeli; ancak genel prensip olarak, kiralanandan sağlanan menfaat ile ödenen kira bedeli arasında adil bir denge kurulmalıdır. İdari kapatma kararlarının olduğu dönemlerde kira borcunun işlememesi, işyerlerinin ticari menfaatlerini etkileyen durumlarda kira bedelinde indirim yapılması gibi yaklaşımlar, hakkaniyetin bir gereğidir.
Taraflara bu süreçte iletişimde kalmaları ve karşılıklı uzlaşma yoluyla çözüm bulmaya çalışmaları tavsiye edilmektedir. Hukuk, tarafların haklarını korurken, aynı zamanda sözleşmeleri ayakta tutma ve ekonomik faaliyetlerin devamlılığını sağlama hedefiyle hareket eder. Unutmamalıdır ki, dürüstlük kuralı, tüm bu hukuki değerlendirmelerin temelini oluşturur ve toplumsal fayda, bireysel hakların korunmasıyla bir bütünlük arz eder. Uzun yıllardır faaliyet gösteren bir işyerinin devamlılığı, hem o işletmenin faydalanıcıları hem de genel olarak toplum için değerli bir kazanımdır. Bu nedenle, kira sözleşmelerinin sürdürülebilirliği yönünde atılacak adımlar, hepimizin ortak sorumluluğudur. Hep birlikte, bu zorlu süreci adil ve anlayışlı yaklaşımlarla aşabiliriz.