
Hekimin Tıbbi Kötü Uygulamadan Doğan Sorumluluğu ve Zorunlu Sigorta Sözleşmesi Kapsamında Bilgilendirme
Yazar
Av. Dr. Atakan Adem Selanik
Hekimin Tıbbi Kötü Uygulamadan Doğan Sorumluluğu ve Zorunlu Sigorta Sözleşmesi Kapsamında Bilgilendirme
Değerli okuyucularımız,
Sağlık hizmetlerinin hızla geliştiği günümüz dünyasında, hekimlerin mesleki sorumlulukları ve bu sorumlulukların hukuki boyutları büyük önem taşımaktadır. Tıbbi kötü uygulamalar (malpraktis), hem hastalar hem de hekimler açısından ciddi sonuçlar doğurabilen hassas bir alandır. Bu bağlamda, hekimin hukuki sorumluluklarını anlamak, hasta haklarının korunması ve sağlık sistemine olan güvenin sürdürülebilirliği için temel bir gerekliliktir. Bu makalemizde, hekimin tıbbi kötü uygulamadan doğan sorumluluğunu, hasta-hekim ilişkisinin hukuki niteliğini ve bu sorumlulukları güvence altına alan zorunlu sigorta sözleşmesinin kapsamını detaylı bir şekilde ele almaktayız.
Sorumluluk hukukuna yönelik toplumsal farkındalığın artmasıyla birlikte, hekim sorumluluğu davaları da güncelliğini koruyan önemli konular arasında yer almaktadır. Gelişen toplum yapısı ve artan bilinç düzeyi, en küçük bir hata dahi olsa yasal yollara başvurulmasını teşvik etmektedir. Hekim ihmali neticesinde ortaya çıkan zararların artması, hastaların mağduriyetlerinin giderilmesi ihtiyacını doğurmuştur. Bu nedenle, hekimlerin zorunlu mesleki sorumluluk sigortası ile güvence altına alınması, hem hekimleri aşırı ve hukuki olmayan taleplere karşı korumakta hem de haklı talepler karşısında hastaların zararlarının tazminini sağlamaktadır.
Bu çalışma, hekimin sorumluluğunun belirlenmesi, sigortanın sağladığı faydalar ve hekim ile hasta açısından getirdiği yükümlülükler ve menfaatler üzerine odaklanmaktadır. İçeriğimizde temel kavram tanımlamaları, hekimin hukuki yükümlülükleri ve bu yükümlülüklerin yasal dayanakları, sigorta hukuku kapsamında poliçenin detayları ve yargı kararları ışığında güncel yaklaşımlar incelenmiştir.
1. Temel Kavramlar
Hekimin tıbbi kötü uygulamadan doğan sorumluluğunu ve sigorta sözleşmesini daha iyi anlayabilmek için öncelikle ilgili temel kavramları açıklığa kavuşturmak faydalı olacaktır.
1.1. Tıbbi Müdahale Kavramı
Tıbbi müdahale, tıp mesleğini icra etmeye yetkili bir kişi tarafından, hastanın bir hastalığını veya fiziksel özrünü tedavi etme, hastalıktan koruma veya acılarını giderme, azaltma amacıyla yapılan her türlü uygulamadır. Bu yetki sadece tıp mesleği ile uğraşmaya resmi olarak yetkili kişilere aittir. Uygulama kavramı oldukça geniş olup, basit tanı işlemlerinden ilaç tedavilerine, fiziksel ve psikiyatrik tedavilerden ameliyatlara, estetik operasyonlara ve diş çekimi gibi işlemlere kadar tüm tıbbi amaçlı süreçleri kapsamaktadır.
Mevzuatımızda tıbbi müdahale, Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 4/g maddesinde “Tıp mesleğini icraya yetkili kişiler tarafından uygulanan, sağlığı koruma, hastalıkların teşhis ve tedavisi için ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak tıbbın sınırları içinde gerçekleştirilen fiziki ve ruhi girişim” şeklinde tanımlanmıştır. Anayasa'nın 17/2 maddesi ve Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi'nin 13/3 maddesi, tıbbi müdahalenin hukuki dayanaklarını oluşturarak, kişinin rızası ve kanunda yazılı haller dışında vücut bütünlüğüne dokunulamaz ilkesini vurgulamaktadır. Bir müdahalenin hukuka uygun tıbbi müdahale niteliğini kazanabilmesi için kişinin beden ve ruh sağlığına, ehil kişiler tarafından, tıp bilimi ve tekniğine uygun olarak, meşru amaçlarla ve rızası dahilinde yapılması gereklidir.
1.2. Tıbbi Hata ve Tıbbi Malpraktis Kavramı
Uygulamada sıklıkla karıştırılan tıbbi hata ve tıbbi malpraktis kavramları ayrı anlamlara sahiptir. Genel olarak, bir kimsenin profesyonel işini yaparken genel kabul görmüş standartlara uymaması sonucu ortaya çıkan ihmal ile bir kişinin zarar görmesi durumuna tıbbi malpraktis denilmektedir. Tıbbi malpraktis, tıbbın kötü uygulanması, kötü hekimlik uygulamaları veya tıpta yanlış uygulamaları ifade eder. Tıp bilimi ve mesleğinin gereklerine aykırı biçimde yapılan uygulamalar bu kapsamda değerlendirilir. Dünya Tabipler Birliği'nin tanımına göre ise malpraktis, "hekimin tedavi sırasında standart güncel uygulamayı yapmaması, beceri eksikliği veya hastaya tedavi vermemesi ile oluşan zarar" şeklinde belirtilmiştir.
Hekimin bilgi, deneyim veya beceri eksikliği, dikkatsizliği ve muhakeme hataları tıbbi malpraktisin başlıca nedenlerindendir. Türk Tabipler Birliği Hekimlik Meslek Etiği Kuralları'nın 13. Maddesi, "Bilgisizlik, deneyimsizlik ya da ilgisizlik nedeniyle bir hastanın zarar görmesi hekimliğin kötü uygulanması anlamına gelmektedir" ifadesiyle tıbbi hatayı tanımlamıştır.
Türkiye'de bu alandaki ölüm ve hatalı tedavi istatistikleri düzenli olarak tutulmamakla birlikte, Yargıtay kararlarında hekimin özen yükümlülüğüne sıkça atıf yapılmaktadır. Hekimin, tıbbi hataya yer vermeyecek derecede geniş bir özen borcu bulunmaktadır.
1.3. Komplikasyon
Komplikasyon, hastalığın seyri esnasında beklenen veya beklenmeyen bir durumun ortaya çıkması olarak tanımlanır. Hekim, ancak kusurlu uygulama hatasından dolayı sorumlu tutulabilirken, komplikasyon dolayısıyla sorumlu tutulamaz. Eğer hekimin bu durumun ortaya çıkmasına pasif ya da aktif bir katkısı veya ihmali olmamışsa, sorumluluğundan bahsedilemez.
Tıbbi komplikasyon, tıp bilimi ve mesleğinin verilerine uygun davranılmasına ve gereken önlemlerin alınmasına rağmen, benzer girişimlerde meydana gelme olasılığı kabul edilen, ancak tıbbi girişimin gerekli görülmesi nedeniyle göze alınan riskli durumlardır. Tıbbın gerek ve kurallarına uygun davranılmasına rağmen sonuç değişmemişse, hekim ve hastane sorumlu tutulamaz.
1.4. Endikasyon
Endikasyon, tıbbi gereklilik olmadan gerçekleştirilen her türlü tıbbi müdahaleyi ifade eder. Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi ve Hasta Hakları Yönetmeliği, teşhis, tedavi veya korunma gayesi olmaksızın, hastanın akli veya bedeni mukavemetini azaltacak hiçbir şey yapılamayacağını veya talep edilemeyeceğini hükme bağlamıştır. Her olayda, şartların ve hastanın rızasının dikkatle değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır.
1.5. Hekim
Hekim, yaygın olarak kullanılan "Doktor" kelimesinin eş anlamlısıdır ve temelinde insan vücuduna dokunulmazlık ilkesi bulunmasına rağmen, hekimlik mesleği bu dokunulmazlığı tıbbi amaçlarla aşarak diğer mesleklere göre oldukça ağır riskler barındıran bir meslektir. 1219 sayılı Kanun, tababet ve icra ile hasta tedavi edebilme yetkisini münhasıran hekime ait olduğunu belirtmiştir. Bu yetkinin veriliş şekli ve eğitim yeterliliği mevzuatımızda düzenlenmiştir.
Hekimler, Hipokrat yeminine benzer şekilde, mesleklerinin gerektirdiği etik ilkelere bağlı kalacaklarına dair yemin etmektedirler. Bu yemin, insanlığa hizmet, hastalara saygı, insan hayatına mutlak saygı, mesleki sırların saklanması ve mesleği dürüstlükle icra etme gibi temel prensipleri içerir.
2. Hekim ve Hasta İlişkisi
Hekim ile hasta arasındaki ilişki, hukuki niteliği ve bu ilişkinin barındırdığı unsurlar bakımından ayrıntılı bir incelemeyi gerektirmektedir. Bu ilişki, karşılıklı hak ve yükümlülükler çerçevesinde şekillenir.
2.1. Hastanın Hekime Karşı Yükümlülükleri
Hastalığın doğru teşhisi ve tedavisi için hastanın hekime karşı önemli yükümlülükleri bulunmaktadır. Hastanın, tüm belirti ve şikâyetlerini hekime tam ve doğru olarak aktarması gerekmektedir. Eksik veya hatalı bilgi, hekimin hatalı teşhis koymasına ve dolayısıyla hatalı tedavi uygulamasına yol açabilir. Bu yükümlülük, sadece ilk aşamada değil, tedavi süresince de devam etmelidir. Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 42/A maddesi, hastanın yakınmalarını, geçirdiği hastalıkları, tedavileri, kullandığı ilaçları ve sağlığıyla ilgili bilgileri eksiksiz ve doğru vermesini zorunlu kılar. Ayrıca, hasta tedavisinin gidişatı hakkında hekime geri bildirimde bulunmakla yükümlüdür. Hastanın bu kapsamdaki en önemli yükümlülüğü, teşhis ve tedavi sürecine katılımcı bir yaklaşım göstermesidir. Eksik veya yanıltıcı beyanlardan kaynaklanan zararlar, hekimliğin kötü uygulaması olarak değerlendirilmez.
2.2. Hekimin Hastaya Karşı Yükümlülükleri
Hekim, hastasının şikâyetlerini dinleyerek doğru tanı ve teşhisi koymak, gerekli tedaviyi uygulamakla yükümlüdür. Bu yükümlülüğün sınırı, tıp biliminin gerekleri tarafından belirlenmektedir. Hekim öncelikle tıbbi yardımı bizzat yerine getirmekle yükümlüdür. Teşhis, tanı ve tedavi süreci, tıbbi bilgi gerektirdiğinden hekim tarafından bizzat yürütülmelidir. Hekim, hastayı ayrıntılı dinlemeli, şikâyetlerini değerlendirmeli ve gerektiğinde farklı uzmanlık dallarından destek almalıdır. Tanı ve teşhis aşamasından sonra tedaviyi belirleme, reçete etme ve hastayı bu konuda bilgilendirme de hekimin görevleri arasındadır. Hekim, uzmanlığını aşan konularda hastayı doğru şekilde yönlendirme sorumluluğuna sahiptir. Hasta öyküsünü alma görevi de hekime aittir, zira doğru teşhis ve tedavi için öykünün doğru alınması esastır.
Öykü alma görevini takiben, hekimin bir diğer sorumluluğu muayene sorumluluğudur. Muayene, hastalığın teşhisi veya erken tanı amacıyla hastanın vücudu üzerinde yapılan incelemedir. Muayenenin hiç veya yeterli yapılmaması durumunda sorumluluk hekime ait olacaktır. TTB Hekimlik Meslek Etiği Kuralları'nın 23. maddesi uyarınca, hekim acil durumlar dışında hastasını bizzat muayene etmeden tedaviye başlayamaz. Bu durum, muayene yükümlülüğünün bizzat hekim tarafından yerine getirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Hekim bakımından önemli bir diğer yükümlülük ise aydınlatma yükümlülüğüdür. Hekim, hastasını teşhis, tanı ve tedavi süreci hakkında bilgilendirmek zorundadır. Bu bilgilendirme sonucunda hastanın rızasının alınması, hekim tarafından uygulanacak işlemlere hukuka uygunluk kazandıracaktır.
2.3. Hekimin Genel Özen Borcu
Muayene, teşhis ve tedavi süreci boyunca hekimin özenli davranma yükümlülüğü bulunmaktadır. Tıbbi girişimler hastanın vücudunda gerçekleştiği ve kişilik haklarını etkileyebildiği için hekimin süreç boyunca özen göstermesi esastır. Bu özen yükümlülüğü, hukuki ve deontolojik kurallara (sırrın korunması, bilgilendirme yükümlülüğü vb.) uygun davranmayı da içerir.
Türk Borçlar Kanunu, haksız fiillere ilişkin düzenlemelerde genel bir özen borcu getirmişken, vekalet ilişkisi olarak tanımlanan hekim-hasta ilişkisinde özel bir özen yükümlülüğü belirlemiştir (TBK 506. madde). Hekimin sorumluluğu, işçi sorumluluğuna benzer şekilde hafif kusurundan dahi sorumlu tutulmasını gerektirmektedir. Sorumluluk hukuku açısından, özen yükümlülüğünün ihlal edildiğini ispat yükü hastaya aittir. Ancak, hayat tecrübelerine göre olmaması gereken bir olumsuz sonucun kanıtlanması, aynı zamanda özensizliği de kanıtlamış sayılabilir. Tıbbi uygulamalar sırasında özen yükümlülüğünün ihlali, tıbbi kusur olarak değerlendirilir ve hekimin hukuki ve cezai sorumluluğunu doğurur. Uzman hekimlerden daha yüksek bir bilgi ve uzmanlık standardı beklenir, ancak özen yükümlülüğünün derecesi tüm sağlık mensupları için yüksektir.
2.4. Tıbbi Standardın Sağlanması Bakımından Özen Yükümlülüğü
Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi ve Hasta Hakları Yönetmeliği, hekimin ilmi icaplara uygun olarak teşhis koymasını, gereken tedaviyi uygulamasını ve modern tıbbi bilgi ve teknolojinin gereklerine uygun hizmet sunmasını zorunlu kılarak tıbbi standardın sağlanmasını yasal bir sorumluluk haline getirmiştir.
Tıbbi standart kavramı, belirli bir tıbbi müdahale için bilimsel ve mesleki verilere uygun, yani "iyi, uygun ve yerinde" tıbbi girişim anlamına gelir. Bu, hem seçilen yöntemin hem de hekimin uygulama becerisinin standardını kapsar. Tıp bilimince kabul edilen geçerli yöntemlerin uygulanması esastır. Hekimin tıbbi standardı sağlama yükümlülüğü, hastanın durumuna göre esneyebilir; ancak bu esneme, keyfi değil, tıbbi zorunluluğa dayanmalıdır.
2.5. Hukuka Uygun Tıbbi Müdahalenin Şartları
Bir tıbbi müdahalenin hukuka uygun sayılabilmesi için belirli şartların yerine getirilmesi zorunludur:
a. Tıp Mesleğini İcra Yetkisi
Tıbbi müdahalenin, tıp mesleğini icraya yetkili bir kimse tarafından yapılması esastır. Bu yetki, 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun ile 6023 sayılı Türk Tabipler Birliği Kanunu hükümlerince belirlenmiştir. Tıp fakültesi mezunu olmak, hekimlik mesleğini yürütme ve hasta tedavi etme yetkisinin temelini oluşturur. Kural olarak, tıbbi girişimde bulunmak için uzman hekim olmak zorunlu değildir.
b. Müdahalenin Uygunluğu
Tıbbi gerekliliğin yanı sıra, müdahalenin tıp bilimi ve mesleğine uygun olarak icra edilmesi de hukuka uygunluğun bir diğer şartıdır. Tıbbi yardım ve müdahalede bulunmak için tıbbi gerekliliğin varlığı ve bu müdahalenin tıp bilimi ve mesleğinin verilerine uygun olarak gerçekleştirilmesi önemlidir. Endikasyonun varlığı, tıbbi girişimin tıp bilimi verileri açısından gerekli veya zorunlu görülmesini ifade eder. Müdahalenin uygunluğu, tıp biliminin güncel teorik ve bilimsel bilgi düzeyi ile tedaviye yönelik deneyimlere dayalı, kanıtlanmış ve benimsenmiş mevcut durumu ifade eden tıbbi standarda uygunluk anlamına gelir. Hekim, ortaya çıkan her yeni tedavi yöntemini uygulamakla sorumlu değildir, ancak tıp bilimince kabul edilen ve çoğunlukça uygulanan standart tıbbi yöntemlere uymakla yükümlüdür.
2.6. Tıbbi Kusurun Tespiti
Tıbbi kusurun tespiti, hem ceza yargılamasında hem de hukuk davalarında hakimin yetkisindedir. Hakimin, tıbbi bilgi ve donanım gerektirmesi nedeniyle tıp bilimi uzmanlarından bilirkişilik desteği alması beklenir. Bilirkişi raporlarında, meslek kuralı ihlalinin varlığına veya yokluğuna ve bu kanıya nasıl ulaşıldığına değinilmelidir. Hukuk davalarında bilirkişilerden istenen, kusur oranının belirlenmesi değil, meslek kuralı veya genel özen yükümlülüğü bakımından bir ihlalin olup olmadığının incelenmesi ve raporlanmasıdır.
Malpraktis davaları bakımından bilirkişi incelemesi yapabilecek kurum ve kuruluşlar arasında Adli Tıp Kurumu ve Yüksek Sağlık Şurası yer almaktadır. Ölümle sonuçlanmayan tıbbi hatalar için Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulu, ölümle sonuçlanan işlemler için ise 8. İhtisas Kurulu görüş bildirmekle görevlidir. Ayrıca, belirli kriterleri taşıyan ve bilirkişi listesine kayıtlı olan tıp uzmanları da bilirkişilik yapabilir.
2.7. Aydınlatma Yükümlülüğü
Hekimin aydınlatma yükümlülüğü, hastanın hastalığına dair tıbbi bulguları, teşhisi, müdahalenin türünü ve içeriğini, varsa alternatif tedavi yöntemlerini, müdahalenin aciliyetini, yan etkilerini, risklerini, sonuçlarını ve müdahalenin yapılmaması durumunda ortaya çıkabilecek olumsuz sonuçları kapsamaktadır. Türk Tabipler Birliği'nin Hekimlik Meslek Etik Kuralları'nın 26. Maddesi, hekimin hastayı sağlık durumu, tanı, tedavi yöntemi, başarı şansı, riskler, ilaçların kullanımı, yan etkiler ve reddetme durumundaki sonuçlar hakkında bilgilendirmesini öngörür.
Aydınlatmanın temel amacı, hastanın tıbbi müdahaleye yönelik onamının sağlıklı bir şekilde oluşması ve özgür iradesinin gerçekleşmesidir. Bu sayede hasta, müdahalenin yapılıp yapılmayacağına ve nasıl gerçekleştirileceğine kendisi karar verir. Aydınlatmanın kapsamı, her hastalığın ve tedavi sürecinin kendine özgü koşulları dikkate alınarak belirlenmelidir. "Makul kişi standardı", aydınlatmanın kapsamının kurumlara ve hekimlere göre değişkenlik göstermesini önlemek amacıyla belirlenen bir ölçüttür. Bu standart, ortalama bir hastanın sağlıklı bir onam için neyi bilmeye ihtiyacı olabileceği düşüncesi üzerine odaklanır ve her somut olayda ayrı ayrı ele alınması kaçınılmazdır.
a. Aydınlatmanın Yapılacağı Kişi Kavramı
Aydınlatma, hukuka uygunluk sebebi olan onamın temelini oluşturduğundan, kural olarak hastanın kendisine yapılmalıdır. Hastanın ayırt etme gücüne sahip olması esastır. Eğer hasta ayırt etme gücüne sahip değilse, velisi veya vasisi aydınlatılmalıdır. Hasta yakınlarına bilgilendirme yükümlülüğü normal şartlarda bulunmamaktadır; ancak Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi ve Hasta Hakları Yönetmeliği, hastanın manevi yapısı üzerinde olumsuz etki yaratabilecek veya hastalığın seyrinin vahim görüldüğü hallerde hekimin takdirine bırakılan istisnai durumlar öngörmektedir.
b. Aydınlatma Yükümlüsü
Aydınlatma yükümlülüğünü kural olarak tıbbi müdahaleyi gerçekleştirecek olan hekim bizzat yerine getirir. Ancak Türk Borçlar Kanunu'nun 116. maddesi anlamında ifa yardımcısı sayılan hekimlere bu yükümlülüğün devredilmesi mümkündür. Hemşire ve benzeri yardımcı sağlık personelinin de gerekli hallerde aydınlatma yükümlülüğü bulunabilir.
c. Aydınlatmanın Şekli
Türk hukukunda aydınlatmanın yazılı şekilde yapılmasını zorunlu kılan genel geçer bir düzenleme bulunmamaktadır. Hekim, görevinin gereklerine uygun olmak şartıyla takdir yetkisine sahiptir. Ancak, ispat kolaylığı açısından yazılı bilgilendirme tercih edilmektedir. Hastanın kendisi yerine bir başkasının bilgilendirilmesini talep etmesi halinde, bu talep yazılı olarak kayıt altına alınmalı ve sadece bilgilendirilmesi istenilen kişilere bilgi verilmelidir. Bilgilendirme, hastaya makul süre tanınarak, uygun ortamda ve mahremiyeti korunarak yapılmalıdır.
d. Aydınlatmanın Zamanı
Aydınlatma, kural olarak tıbbi müdahaleden önce yapılmalıdır. Ne kadar süre önce yapılacağına dair özel bir düzenleme olmamakla birlikte, olayın özellikleri ve gereklilikleri doğrultusunda hekim tarafından belirlenmelidir. Aydınlatma için öngörülen süre, hastaya tedaviyi seçip seçmeme konusunda özgürce karar verebilecek nitelikli zamanı tanımalıdır.
2.8. Doktorun Hukuki Sorumluluğu – Hekimlik Sözleşmesinin Hukuki Niteliği
Doktorun hukuki sorumluluğunun esası, uygulanacak hukuk kurallarının belirlenmesi açısından önemlidir. Doktor ile hasta arasında açıkça veya zımnen bir sözleşme ilişkisi kurulmuşsa, doktorun hukuki sorumluluğu bu sözleşmeye dayanır. Aksi takdirde, doktor hastasına karşı haksız fiil veya vekaletsiz iş görme hükümleri dolayısıyla da sorumlu olabilir. Hekim ile hasta arasında akdedilen bu sözleşmeye "tedavi sözleşmesi" veya "hekimlik sözleşmesi" denilmektedir. Bu sözleşmenin hukuki niteliği konusunda ise farklı görüşler bulunmaktadır: hizmet sözleşmesi, eser sözleşmesi ve vekalet sözleşmesi.
a. Hizmet Sözleşmesi Görüşü
Hizmet sözleşmesi (TBK 393/1), işçinin işverene bağımlı olarak belirli veya belirsiz süreyle iş görmeyi üstlendiği bir ilişkidir. Süre ve bağımlılık unsurları nedeniyle, hekim ile hasta arasındaki ilişkinin klasik bir hizmet sözleşmesi olarak nitelendirilmesi pek mümkün değildir. Hekimin amacı belirli bir süreye bağlı olarak hastayı tedavi etmek değil, hastalığın tedavisi olup, bu süreç bağımlılık ilişkisi olmadan hekimin teknik bilgisi ve tıbbi standartlara göre yürütülür. Ancak, aile hekimliği gibi devamlı sağlık hizmeti verilen bazı durumlar istisna oluşturabilir.
b. Eser Sözleşmesi Görüşü
Eser sözleşmesi (TBK 470), yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği bir sözleşmedir. Hekim ile hasta arasındaki ilişkinin her türlü tedavi süreci için bir eser inşasına yönelik olduğunu söylemek mümkün değildir. Hekimin borcu, hastalığın teşhisi ve uygun tedavi yöntemiyle iyileştirme amacı taşır ve her tedavi sürecinin sonunda bir eser ortaya çıkmaz. Bu nedenle, hekimle hasta arasındaki sözleşme genel olarak eser sözleşmesi olarak nitelendirilemez. Ancak, estetik amaçlı operasyonlar veya protez diş yapımı gibi belirli sonuç vaat eden tıbbi müdahaleler, Yargıtay tarafından eser sözleşmesi kapsamında değerlendirilebilmektedir.
c. Vekâlet Sözleşmesi Görüşü
Vekalet sözleşmesi (TBK 502), vekilin vekalet verenin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlendiği bir sözleşmedir. Doktrinde ve Yargıtay kararlarında, hekim ile hasta arasındaki hukuki ilişkinin genellikle vekalet sözleşmesi kapsamında değerlendirildiği görülmektedir. Hekim, hastanın tedavi sürecini üstlenerek iş görme unsurunu yerine getirir. Tedavi süresi hastalığın türüne ve hastanın özelliklerine bağlı olduğu için süre sınırlaması olmaması, vekalet sözleşmesini hizmet sözleşmesinden ayıran önemli bir unsurdur. Hekim, hastayı iyileştireceğini garanti edemeyeceği için, tedavinin başarısız olma riski hastaya aittir. Hekim, sadakat ve özen gösterme yükümlülüğü altında nispi bağımsızlık içerisinde faaliyet gösterir. Vekalet ilişkisi neticesinde hekim ücrete hak kazanır ve taraflar arasındaki sözleşme, her iki tarafça da her zaman feshedilebilir.
3. Hekim Sorumluluk Sigortası
Hekimin mesleki mali sorumluluk sigortası, eksik, yanlış veya hatalı tanı ve tedavi sonucunda hastaya verilen zarar nedeniyle hekimi ve hastayı koruma maksadıyla geliştirilmiş önemli bir sigorta türüdür. Bu sigorta, bir sorumluluk sigortası olarak düzenlenmiştir ve tarafların sözleşmenin esaslı unsurları üzerinde anlaşması ile kurulur.
3.1. Sigorta Edilen Menfaat
Hekimin mesleki sorumluluk sigortasında, hekimin hastaya verdiği zarar dolayısıyla ödeyeceği tazminat sonucunda malvarlığında meydana gelebilecek eksilme teminat altına alınmıştır. Sigortacı, sigortalı hekimin malvarlığında meydana gelmesi muhtemel bu azalmayı sigortalamaktadır.
3.2. Sözleşmenin Tarafları
Sigorta sözleşmeleri, sigortacı ile sigorta ettiren arasında düzenlenir. Hekimin zorunlu mali sorumluluk sigortasında sigorta ettiren sıfatı, hekimin çalışma durumuna göre (bağımsız, kamu veya özel hastanede) farklılık gösterir. Kamu sağlık kurumlarında çalışan hekimler için Ek 12. Madde uyarınca sigorta yaptırma zorunluluğu bulunmaktadır ve primin yarısı kendileri, diğer yarısı ise kurum tarafından ödenir.
3.3. Sigorta Bedeli
Sigorta bedeli, sigorta poliçesinde yer alan ve rizikonun gerçekleşmesi şartına bağlı olarak sigortalıya ödenecek tazminat tutarıdır. Hekim zorunlu sorumluluk sigortası için bu bedel, Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Tarife ve Talimatı ile belirlenir. Poliçede her bir olay için azami sorumluluk tutarı ve yıl boyunca karşılaşılabilecek risklere karşı yıllık azami teminat tutarları ayrı ayrı yer almaktadır.
3.4. Prim
Sigorta ettiren bakımından asıl edim, prim borcunun ödenmesidir. Sigortacı, koruma altına aldığı risk karşılığı primi serbest tarifeyle belirleyebilir. Ancak, hekim sorumluluk sigortası zorunlu bir sigorta olduğundan, primin belirlenmesinde Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Tarife ve Talimatı etkili olmaktadır.
3.5. Riziko
Riziko, sigorta sözleşmesinin taraflarının iradelerinden bağımsız olarak gerçekleşmesi veya gerçekleşme tarihi belli olmayan, zarar veya başkaca uygun olmayan hal meydana getiren bir olay olarak tanımlanabilir.
4. Sigortacı Açısından Poliçe Yapma Mecburiyeti
Sigortacının, zorunlu sigortaları yapmaktan kaçınma hakkı bulunmamaktadır. Bu husus, Türk Ticaret Kanunu'nun 1483. maddesinde açıkça düzenlenmiştir. Zorunlu Hekim Sorumluluğu Sigortası'nda, sigortacı, hekimin önceki poliçe dönemlerinde bildirmiş olduğu bir olayı yeni poliçede kapsam dışı bırakamaz veya eksik bilgi verildiğini ileri süremez.
4.1. Sigortanın Tanımı
Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları'nın A.1. maddesi, sigorta konusunu "mesleki faaliyet nedeniyle verdiği zararlara bağlı olarak sözleşme süresi içerisinde kendisine yapılan tazminat talepleri" olarak tanımlamaktadır. Bir hekim uygulamasının sigorta poliçesine konu olabilmesi için mesleki faaliyet sebebiyle meydana gelmiş olması, bir zararın doğmuş olması, zarara bağlı bir tazminat talebinin söz konusu olması ve ilgili talebin poliçe vadesi içerisinde yapılmış olması şartları aranır.
Genel Şartların A.3 maddesi, sigorta poliçesinin teminatına girmeyen hususları düzenleyerek, hatalı tıbbi uygulama nedeniyle zarar gören kimseleri koruma amacına uygun bir çerçeve sunmaktadır.
4.2. Sigortanın Esası ve Riziko
Hekimin mesleki sorumluluk sigortasında rizikonun hangi anda gerçekleştiğinin tespiti büyük önem taşımaktadır. Doktrinde bu konuda birçok teori bulunmakla birlikte, Hekim Sorumluluk Sigorta poliçesi yeni genel şartlar doğrultusunda "Claims Made" (talep esaslı) olarak koruma sağlamaktadır. Bu, sigortalıya sigorta vadesi içerisinde ileri sürülen taleplerin teminat kapsamında olacağı anlamına gelir. Olayın meydana geliş tarihi değil, sigortalı hekime tazminat talebinin ulaştığı tarih esas alınır. Zorunlu bir sigorta olması sebebiyle poliçenin her yıl yenilenmesi esastır.
4.3. Teminat Sağlanan Hususlar
Genel Şartların A.1. maddesi gereğince, hekimin zorunlu mesleki sorumluluk sigortasının temin ettiği hususlar şunlardır:
a. Tazminat Talebi
Sigortalı hekime yöneltilmiş olan tazminat taleplerini sigorta poliçesinde yer alan teminat tutarına kadar koruma sağlamaktadır. Sigorta poliçesinde tanımlanmış olan limit, hekimin risk grubuna bağlı olarak değişmektedir. Sigorta bedeline maddi ve manevi tazminat talepleri dahildir.
Maddi Tazminat: Hatalı tıbbi müdahaleye maruz kalan hastanın uğradığı maddi zararların karşılanması amacıyla ödenen tazminattır. Hekimin mesleki hatası sonucu yaşam, sağlık ve bedensel bütünlüğe saldırı nedeniyle kişinin malvarlığında bir eksilme meydana gelmesi durumunda, bu zararın giderilmesi gerekmektedir. Maddi tazminat kalemleri arasında tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalmasından veya yitirilmesinden doğan kayıplar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar yer alır (TBK 54. Madde). Tedavi giderleri; muayene, tahliller, ameliyat, ilaç, protez, ulaşım, refakatçi gibi tüm masrafları içerir. Kazanç kaybı ve çalışma gücü kaybından doğan zararlar ise hastanın geçmiş ve gelecekteki ekonomik kayıplarını kapsar.
Manevi Tazminat: Zarar görenin kişilik değerlerinde, manevi değerlerinde rızası dışında ortaya çıkan eksilmenin giderilmesi ve telafi edilmesidir. Kişilik hakkına hukuka aykırı tecavüz sonucu kişide meydana gelen acı, elem ve ıstırabı gidermeyi amaçlar (TMK 25. Madde, TBK 56. Madde). Hakim, olayın özelliklerini göz önünde tutarak uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir. Aydınlatma eksikliği, onam alma yükümlülüğünün ihlali gibi durumlar da manevi tazminat sebebi olabilir.
b. Talebe İlişkin Mahkeme Tarafından Hükmedilecek Faiz ve Yargı Giderleri
Tazminat talebinin mahkeme nezdinde ileri sürülmesi halinde, asıl alacağa bağlı olarak hükmedilen faiz ve yargılama giderleri de aynı teminat limiti sınırıyla poliçe teminatına dahildir. Yargı harcı, bilirkişi, keşif ve tanık giderleri, davacı lehine hükmedilen vekalet ücreti gibi kalemler bu kapsamda yer alır.
c. Savunma Giderleri
Sigortalı hekim aleyhine açılmış olan davanın yönetim hakkı Sigorta Şirketine aittir. Sigortacı, davada izlenecek yöntem, hekimin savunmasını üstlenen vekil ve davanın seyri esnasındaki sulh konularında karar verme yetkisine sahiptir. Davanın seyri sebebiyle hekimin üstlenmek zorunda kalacağı giderlere de sigortacı katlanmak durumundadır.
d. Diğer Makul Giderler
Sigortacı, sigortalının müdafaasına yardım etmekle yükümlüdür ve tazminat talebine ek olarak yapılan makul giderler de sigortacının sorumluluğundadır. Bu giderler, mahkemece hükmedilmemiş olsa dahi, sigortacı tarafından alınan karar doğrultusunda yapılmış olan giderlerdir. Örneğin, tıbbi görüşler, hukuki destekler, araştırma ve inceleme giderleri bu kapsamda sayılabilir (TTK 1474. Madde).
4.4. Rücu
Hekim sorumluluk sigortası bakımından rücu hakkı, iki ayrı başlık halinde değerlendirilir:
a. Sigortacının Halefiyet Hakkı
Sigortacı, ödediği tazminat tutarı kadar sigortalının haklarına halef olur. Bu hak, Türk Ticaret Kanunu'nun ilgili hükmünden ve Genel Şartlardan kaynaklanır. Özellikle hastane ile hekimin ortak sorumlu olacağı durumlarda, hekim poliçesine dayanarak ödeme yapan sigortacının hastaneye ve/veya hastanenin sorumluluk poliçesine kusur esaslı rücu imkanı bulunmaktadır.
b. Özel Hastane ve Kamu Hastanesinin Rücu Talepleri
Hekimin zorunlu sorumluluk sigortası, sadece hekime doğrudan yöneltilen tazminat taleplerine değil, aynı zamanda hekimin çalıştığı kurumun (kamu veya özel hastane) karşı karşıya kalacağı ve doğrudan hekimin sorumluluğunu gerektiren rücu taleplerine karşı da koruma sağlamaktadır. Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrası Hakkında Kanun'un Ek 12. Maddesi, kamu ve özel sağlık kurumlarında çalışan hekimlerin, kurumları tarafından kendilerine yöneltilecek rücu talepleri için sorumluluk sigortası yaptırmakla yükümlü olduklarını düzenlemiştir.
4.5. Zamanaşımı
Hekim sorumluluk sigortaları, Türk Ticaret Kanunu'nda anılmış olan genel hükümlere ve dolayısıyla genel zamanaşımı uygulamasına tabidir. Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Sorumluluk Sigortası Genel Şartları'nda da benzer hükme yer verilmiş olup, bütün istemler, alacağın muaccel tarihinden başlayarak iki yıl ve sigorta tazminatına ilişkin istemler her halde rizikonun gerçekleştiği tarihten itibaren on yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.
Sonuç
Değerli okuyucularımız,
Hekimlerin mesleki faaliyetlerinden doğan sorumlulukları ve bu sorumlulukların hukuki güvencesi olan zorunlu sigorta sözleşmesi, sağlık sistemimizin önemli bir parçasıdır. Toplumsal bilinçlenme ve sorumluluk hukukuna olan ilginin artması, tıbbi kötü uygulama iddialarının daha fazla incelenmesini sağlamaktadır. Hekim-hasta ilişkisinin genellikle vekalet ilişkisi temeline dayanması, hekimliğin kötü uygulamalarının temelini oluşturmaktadır. Bu süreçte hekimlerden beklenen yüksek özen, mesleki donanım ve tıp biliminin gelişen gerçeklerine karşı sürekli hassasiyeti beraberinde getirir.
Ortaya çıkan sorunların, hekimliğin kötü uygulaması mı yoksa tedavi sürecinin doğal tepkileri mi olduğunun doğru tespiti büyük önem taşımaktadır. Tedavi sürecinin doğal bir sonucu olan yan etkilerin kötü uygulamaya bağlanması doğru bir yaklaşım değildir. Bu noktada, mahkemelere yansıyan tazminat taleplerinde bilirkişilik kurumunun önemi bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Hekimliğin kötü uygulandığının tespit edildiği durumlarda, hekimlerin karşı karşıya kalacağı tazminat miktarları yüksek olabilmektedir. Bu durum, bir yandan zarar görenin mağduriyetini giderirken, diğer yandan kasti bir eylemin sonucu olmayan kötü uygulamalarda hekimleri ödeme güçlüğüne düşürebilecek etkiler yaratabilir. Bu dengenin korunması, hakkaniyete uygun kararların alınması ve tazminat miktarlarının tarafların hassasiyetini gözeten nitelikte olması gereklidir.
Artan talepler doğrultusunda, konunun uzmanlaşmış mahkemeler tarafından görülmesi ve mevzuatın değişen ihtiyaçlar doğrultusunda güncellenmesi, gelişmiş ülkelerdeki benzer hassasiyetle ele alınması kritik bir adımdır. Mahkemelerin iş yükü sorunlarının bu kadar hassas bir tazminat alanı için risk teşkil etmeyecek şekilde yeniden düzenlenmesi, sağlıkta adalet ve güven ortamının güçlenmesine katkı sağlayacaktır.